Louis Aragon
Günümüz Fransız şair ve yazarları arasında önde gelen isimlerden biri olan Louis Aragon, Paris'te dünyaya geldi. Gerçek soyadı Andrieux'tur. 1914'te Paris Üniversitesi'nde tıp ve biyoloji öğrenimine başlayan Aragon, Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle birlikte tıp hizmeti vermeye başladı. Savaştan sonra sürrealist akımın içinde yer aldı.

1930'da Charkov'da toplanan devrimci yazarlar kurultayına katılan Louis Aragon, 1937 yılında J.R. Bloch'la birlikte toplumcu değerleri savunan akşam gazetesi 'Ce Soir'i kurdu. İki yıl sonra askere gitti. İkinci Dünya Savaşı'nın hüküm sürdüğü yıllar Aragon için hiç de kolay geçmedi. Fransa'nın kuşatılmasıyla birlikte daha ilk günden direniş mücadelesine başlayan yazar, kalemini faşizme karşı verilen mücadelenin hareketlenmesi ve Fransız kültürünün savunulması için kullandı. Direnişçi yazarların merkezi haline gelen C.N.F'e bağlı olarak yasadışı yayınladığı şiir ve hikayeleriyle yeni tarihsel göreve yakışır boyutlar getirdi. Kararlı ve çok yönlü mücadelesini savaştan sonra da sürdürdü. Bu çabaları 1957 yılında Barış Ödülü kazanmasının da başlıca nedeni oldu. 1944'ten başlayarak uzun yıllar, sanat ve edebiyat dergisi 'Les Letters Française'de yazıları çıkan Aragon, 1967-1968 yılları arasında Akademie Goncourt üyeliğinde bulundu.

Geniş kapsamlı ve çok yönlü yapıtları sadece Fransa için değil 20. yüzyıl dünya edebiyatı içinde önem taşıyan Aragon, Fransa'da burjuva sanat anlayışına karşı bir seçeneğin yaratılabileceğini ve bunun yaygınlaştırılabileceğini kanıtladı. Tarihsel olayların olduğu kadar ilerici Fransız edebiyatına da dayanan eserleri, bir sanatçının toplumsal süreçleri aydınlatma ve dünyayı değişime uğratma sorumluluğunun çok usta bir kanıtını oluşturdu.

Eşi Elsa Triolet'in Sovyet edebiyatından yaptığı çeviriler sayesinde kendi çizgisini daha da geliştiren Aragon, Rus edebiyatının ve onun önde gelen yazarlarının Fransa'da tanınmasına önayak oldu. Zaten onu sürrealist akımdan koparak toplumcu çizgiye yönelten nedenlerden biri de Rus edebiyatıyla tanışması oldu. Dost çevresi onu dadacılık ve gerçeküstücülük akımının içine çekmek istese de, dünyayı güzelleştirme isteği yıkıcılığı ilke edinen dadacılığa baskın çıktı. Bir dönem içinde yer aldığı sürrealist akımın etkisiyle yazdığı Paris Köyleri adlı eserinde Paris'in zengin görüntüsünün eşliğinde akla güvenmeyen ve tüm umudunu hayalgücüne bağlayan yeni estetik anlayışının örneklerini verir. Yapıtlarında Paris burjuvazisinin çok sert bir dille eleştirilmesinin yanı sıra toplumun devrimci yolda değiştirilmesi çağrısı vardır. Sovyet halkının geleceğe yönelik başarısını övdüğü kadar, üslup açısından ünlü Rus şair Mayakovski'nin etkilerini taşır. Yürek Sancısı şiiriyle, 1941'de milyonlarca Fransız'a ulaşan Louis Aragon bilinçli biçimde şiirdeki ulusal geleneklere yönelerek, kuramsal temellere dayanan ölçü ve uyak düzeni içinde şiire yeni bir görünüş kazandırır. Fransa'nın kuşatılması sırasında ise yazdığı şiirlerle bir yandan yaşananlara tanıklık eder bir yandan da direnişe önayak olur.

Bitmemiş Roman adlı kitabında olduğu gibi, şairin sözcüğe bağlanış içinde bütünleşmiş bir dünya sevgisini tek başına arayışına geriye dönerek bakar. Bu hep yeni bir sevinç içinde duyulan tün insani özlemleri giderici sevgi, geniş kapsamlı felsefi düşünceyi de oluşturur. Aragon, şiirde olduğu kadar romanda da son derece başarılıdır. İlk roman dizisi Gerçek Dünya'da, burjuva toplumunu çok farklı kesimler ve olaylar içinde ele alırken insanlığın geleceğine yönelik bir öngörü de barındırmaktadır. Basel'in Çarları'nda ise Aragon, yüzyılın başlarında Fransa'daki gerçekliği üç kadın tipini ele alarak vermeye çalışır. Dizinin ikinci kitabı Kibar Semtler'de yazar burjuvazinin temsilcisi iki kişinin çizdiği iki ayrı yolu vererek yaptığı çözümlemeyi bir adım öteye götürür.

20. yüzyılın ortalarında yayınladığı Kutsal Hafta romanıyla Fransa'da büyük yankılar uyandıran Louis Aragon, 1815 yılı Paskalya haftasından bir kesit içinde Fransa tarihine dönerek burjuva toplumunun palazlanmasıyla işçi hareketini aynı anda verir. Bu arada bireyin tarihsel olaylarla olan ilişkisini de göz önünde tutan yazar, çeşitli sanatsal araçları kullanarak gelecekle bir köprü oluşturur. 24 Aralık 1982'de Paris'te yaşamını yitiren Louis Aragon, arkasında edebiyat tarihine yazılan onlarca eser bırakmıştır.

Eserleri
Şiirler: Sevinç Alevi (Feude Joie, 1920), Sürekli Hareket (Le Mouvement Perpetuel, 1926), İşkenceye Uğrayan İşkenceciler (Persecte Persecuteur, 1931), Yaşasın Urallar (Hourra I'Oural!1931), Elsa İçin Şarkılar (Cantique a Elsa, 1942), Les Yeux d'Elsa (Elsa'nın Gözleri,1942), Grevin Müzesi (Le Musee Française, 1943), Fransız Diana (Fransız Diana, 1945), Bitmemiş Roman (Le Roman İnacheve, 1956), Elsa (1959)
Roman: Gerçek Dünya (Les Communites, 6 ciltten oluşan bu kitap 1949 ila 1951 yılları arasında yayımlandı, Anicet ya da Panorama (Anicet ou le Panorama 1921), Libertinaj (Le Libertinage, 1924), Basel'in Çanları (Les Cloches de Bale, 1934), Kibar Semtler (Les Beaux Quartiers, 1936), Üst Zümre Yolcuları (Les Voyageurs de I'Imperiale, 1942), Aurelien (1944), Kutsal Hafta (La Semaine Sainte, 1958), Ölmeye Mahkum Etme (La Mise a Mort, 1965), Blanche ya da Unutuş (Blanche ou I'Oublie, 1967)
Düzyazı/Deneme: Paris Köylüleri (le Paysan de Paris, 1926), Üslup İncelemesi (Le Traite de style, 1928), Toplumcu Gerçekçilik İçin (Pour un realisme Socialiste, 1930), Komünist İnsan (L'Homme Communiste, 1946), Stendhal'ın Işığı (La Lumiere de Stendhal, 1954)